• fide@fidedanismanlik.com
  • Randevu: 0533 771 8270

Yazılarımız

ÇOCUK VE ERGENLERLE EMDR

TARİHÇESİ

Prof. Dr. Ümran Korkmazlar

 

İlk “Çocuk ve Ergenlerle EMDR” Konferansı 2000 yılında Londra’da düzenlenmiştir. Bu konferansa çeşitli ülkelerden dinleyici olarak 300 kadar çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı ve on konuşmacı katılmıştır. Bu ilk konferansa Ümran Korkmazlar, bir sözel, bir poster bildiri ile katılmak üzere davet edilmiştir. Avrupa EMDR C&A Komitesi bu konferansın son günü kurulmuştur. Ülkemizde Çocuk&Ergen (Ç&E) EMDR tarihçesi de bu tarihten itibaren paralel gelişmiştir. EMDR Avrupa Ç&E Komitesinde temsilcileri olan ülkeler arasında, Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere-İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Macaristan, Norveç, Romanya, Sırbistan, Türkiye ve Yunanistan bulunmaktadır.

EMDR Çocuk Komitesi’nin başlıca amacı, birçok ülkede Ç&E Terapisti, danışmanı ve eğitmeni yetişmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla temsilciler, terapistlerin yüksek etik ve profesyonel standartlara göre o kültürün örnekleriyle birlikte kendi dillerinde EMDR öğretmeleri ve öğrenmeleri için çalışırlar.

İlk “Çocuk ve Ergenlerle EMDR Eğitmen” eğitimi Robert Tinker ve Sandra Wilson, daha sonra Joanne Morris-Smith ve Michel Silvestre tarafından Londra’da verilmiştir. Eğitmen (trainer) olmak zorlu ve uzun bir yolculuktur. Bu eğitimler 2003, 2005, 2010 ve 2015 yıllarında verilmiştir. 40 yıldır çocuk, ergen ve aileler ile çalışmakta olan Ümran Korkmazlar 2015 yılında Türkiye’nin ilk EMDR Europe onaylı Ç&E eğitmeni olmuştur. Şu an EMDR Avrupa tarafından akredite olan çeşitli ülkelerde 19 Çocuk ve Ergen Eğitmeni bulunmaktadır. Bu süreçte, eğitmenler ve temsilciler ile farklı yaş gruplarındaki çocuk ve ergenleri tedavi için uygun Avrupa modelinin gelişimi başarıyla sonuçlanmıştır.

Neden Çocuk ve Ergenler için ayrı bir EMDR uzmanlık eğitimi gerekli görülmüştür? Çocuk ve Ergenler tek başlarına değil, aileleri ile var olmaktadırlar. Bu nedenle semptomları ve tedavileri bu bakış açısı ile ele alınmalıdır. Çocukların birincil bakım verenlerine olan bağlanmalarının kalitesi çok önemlidir.  Çocuğun, aile, gelişim ve travma tarihçesi terapi planının temelini oluşturmaktadır. Çocuklar ve ergenler fizyolojik, nörolojik, bilişsel, duygusal ve sosyal olarak gelişim sürecindedirler, yapıları tamamen olgunlaşmamıştır. Terapistin, bu alanlarla ilgili engin bir bilgi birikiminin olması gerekmektedir. Birçok çocuğun farklı gereksinimleri vardır, bu nedenle EMDR terapisine ek olarak farklı müdahaleleri de kullanmak gerekir. Travma alanında çalışırken terapistin çocuk istismarı gibi konularla karşı karşıya kalması nadir değildir. Bu nedenle, çocukların korunması ve hakları ile ilgili yasaların bilinmesi de çok önemlidir. Ç&E EMDR terapisti, çocuğun hayatına travmanın etkisini nasıl değerlendireceğini bilmek durumundadır. Bununla birlikte güvenliği artırmak ve ebeveynin travmasını da ele almak amacı ile aileyi EMDR protokolüne dahil etmenin bir yolunu bulmalıdır.

Türkiye’de ilk Ç&E EMDR eğitimi 30.06.2013 tarihinde Fide Danışmanlık Merkezi’nin organizasyonu ile EMDR Avrupa Ç&E Komitesi Başkanı Joanne Morris-Smith tarafından verilmiştir.  2015 yılından bu yana “Çocuk&Ergen EMDR eğitimi” Ümran Korkmazlar tarafından verilmektedir. Çocuk&Ergen EMDR Supervizyonunu EMDR Europe onayıyla Ümran Korkmazlar ve onun gözetiminde  supervizor adayları Berfin Bozkurt ve Pınar Fidancı verebilmektedir.

 —————————————————————————————————————–

Cultural Sensitivity and Influencing Factors of Cognitions

 in EMDR Applications

(This research has been presented in 7th EMDR European Conference, 

June 09-11, 2006 Istanbul)

Ümran Korkmazlar, Yeşim Altuncu, Ercüment Doğan

ABSTRACT

 In the study, we demonstrate how culture effects for selection of appropriate cognitions in determination of the problem presented in the EMDR applications. Participants are chosen among the ones applied in 2005 and analyzed cross sectionally. . The correlation between cognitions and demographical variables and psychological status are examined. Being out of control is preferred to use by older ages, young ones defines themselves as being scared. “I am in control, lovable, strong and successful” are mostly preferred as positive cognitions by the participants. No significant difference was found among participants in terms of cognitions and demographical status. The psychological status seems to be important in determination of cognitions in the therapeutic process which may help to determine the course of therapy in different cultures. Even words used to express the cognitions are not found different in our culture. Universal language of illness in the minds which reveals itself in the cognitions used in the therapeutic work provides professionals mutual understanding of the patients coming from various cultures.  

Key words: EMDR, Cognitions, Cultural Sensitivity

 —————————————————————————————————————–

DİSLEKSİ (ÖĞRENME BOZUKLUKLUĞU)

(ilköğretmen dergisi 2007 Mart sayısı)

 Prof. Dr. Ümran Korkmazlar

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi

Çocuk & Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A.D.

Altı yaşına gelen bütün sağlıklı çocuklar,  okuma-yazma öğrenecek bilişsel gelişim düzeyine erişirler. Okula başlayan bir çocuktan beklenen, okuma-yazma becerisini kazanmasıdır. Bu beceriyi kazanma adeta başarı ile eşdeğer tutulur. Oysa bireysel farklılıklar nedeniyle bütün çocuklar okuma-yazmayı aynı anda öğrenemezler. Öğrenmeye engel olabilecek çeşitli nedenler vardır. Okul ya da öğretmen değişimi, kardeş doğumu gibi uyum sağlanılabilecek değişikliklere “sağlıklı tepkiler” gösterirken geçici öğrenme sorunları ortaya çıkabilir. Eğer yetişkinler “sağlıklı tepkilere”, “sağlıklı tepkiler” gösterirlerse sorunlar kolaylıkla çözülebilir.

Öğrenme sorunlarının nedenleri bireyden ve/veya çevreden kaynaklanabilir. Öğrenme sorunlarının bireyden kaynaklanan nedenleri arasında zeka gerilikleri, gelişimsel bozukluklar, duyusal özürler, duygusal sorunlar, kronik hastalıklar, nörolojik özürler, ortopedik özürler, dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme bozukluğu sayılabilir. Çevreden kaynaklanan nedenleri ise aile sorunları, hatalı ana baba tutumları, sosyo-kültürel yetersizlikler, ekonomik dezavantaj, travma sonrası stres bozukluğu (PTSD), okul-öğretmen sorunları, eğitim programından doğan güçlüklerdir.

Öğrenme bozukluğu nedeniyle sorun yaşayan çocuklarda bilişsel (cognitive) hazırlık henüz tamamlanmamıştır. Öğrenme bozukluğu olan çocuklar, okuma, yazma, matematikte zorluk  çekerler, ancak zekâ düzeylerinde bir sorun yoktur. Bu çocuklar, özellikle öğrenme bozukluğunun bilinmediği toplumlarda, “anlaşılamama" sorunu yaşarlar. Okuyamadıkları ya da yazamadıkları için zekâ düzeylerinden kuşku duyulur. Aileler paniğe kapılır, öğretmen öğretememenin sıkıntısını duyar. Herkes çocuğa yüklenir durur.  Anne-babası ya da öğretmeni, onları delirtmek için böyle davrandıklarını düşünürler. Oysa görme engelli bir çocuğa, her çocuğun okuduğu yöntemle oku-yaz demekle, öğrenme bozukluğu olan bir çocuktan bunu beklemek aynı şeydir. Onların gözleri değil ama okumayı-yazmayı-matematiği öğrenme merkezleri engellidir.

İlk ” öğrenme bozukluğu” vakası bundan tam 111 yıl önce, 1896 yılında Dr. Morgan tarafından “konjenital kelime körlüğü" tanısıyla yayınlanmıştır. Morgan, 14 yaşındaki Percy’nin yaşıtları kadar sağlıklı olduğu halde hiçbir sözcüğü doğru okuyamadığını ve hatasız yazamadığını belirlemiştir. Bu vakanın adını bile “Percy"  yerine " Precy"  diye yazdığını, ama 785.852.017’yi hemen okuyabildiğini, aritmetikte bir sorunu olmadığını bildirmiştir. Morgan bu durumun, yazılı ve basılı sözcükleri görsel hafızada depolayamamaktan kaynaklanabileceğini ileri sürmüştür. Ayrıca bu vakanın beyninde hiçbir hasar ve  hastalık olmamasına  rağmen  belirtilerinin, yetişkinlerdeki  sol  angular  girus bozukluklarındaki  belirtilere benzediğini ve bu tablonun büyük olasılıkla beynin bu bölümünün gelişimindeki  aksaklıktan kaynaklanan konjenital bir bozukluk olduğunu belirtmiştir.

Bu tarihten sonra öğrenme bozukluklarını inceleyen her araştırmacı, kendi disiplinine ve yönelimine göre yeni terimler, tanımlar, kavramlar ortaya atmıştır. Öğrenme bozukluğunu tanımlamak amacıyla çeşitli alanlarda çalışanların kullandığı 100’den fazla terim vardır ve terminolojik bir karmaşa söz konusudur. Bunlar arasında asıl anlamı okuma bozukluğu olan “disleksi” en yaygın olarak kullanılanıdır. Öğrenme bozukluğu olan çocukların çok büyük bir kısmını okuma güçlüğü olan çocuklar oluşturduğundan, çoğu zaman  “disleksi”,  “öğrenme bozukluğu” ve “öğrenme güçlüğü” ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.  Bu alanda birbirinin yerine kullanılan tanılara “Okuma Güçlüğü, Okuma Geriliği, Disleksi, Gelişimsel Okuma Geriliği, Primer Okuma Geriliği, Legasteni, Akademik Beceri Bozukluğu, Özel Öğrenme Bozukluğu, Dikkat Bozukluğu, Algı Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Özgül Öğrenme Bozukluğu" örnek olarak verilebilir.  

 Öğrenme bozukluğunu/güçlüğünü;

  • Normal ya da normalin üzerinde zekaya sahip (IQ>85)
  • primer psişik bir hastalığı      ⇒          olmayan
  • belirgin bir beyin patolojisi    ⇒          olmayan
  • duyusal özrü                           ⇒           olmayan
  • dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan,
  • kendini idare etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan,

standart eğitime rağmen yaşına ve zekasına uygun okul başarısı gösteremeyen bireylerdeki durum olarak tanımlayabiliriz.

İngiliz Disleksi Derneğinin 1997’de Disleksi’yi öğrenmenin pek çok alanının etkilendiği karmaşık yapısal (nörolojik) bir durum olarak ve okuma, yazılı ifade, sayı ve nota bilgisi, motor fonksiyonlar, organizasyon becerilerinin olumsuz etkilendiğini bir sorun olarak tanımlamasıyla farklı bir sembol sistemi olan “nota bilgisi” güçlüklerine de dikkat çekilmiştir.

Disleksi, genellikle çocukluk döneminde, okumaya başlama aşamasında fark ediliyor.  Bozukluğun bilim adamlarına en çok zorluk çıkaran yönlerinden biri de bu özelliği taşıyan çocukların hiçbirinin birbiriyle tam bir benzerlik içinde olmaması. Bu bozukluğu taşıyanların en belirgin özelliği aynı yaş ve zekâ düzeyindeki diğer çocuklara kıyasla okuma düzeylerinin daha düşük olması.  

Samuel T. Orton, disleksi üzerinde ilk çalışan nörologlardan biri olup, 1920’lerde disleksinin sık karşılaşılan ve bugün de hala geçerli olan özelliklerini şöyle belirlemiştir:

* Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
* b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
* Okurken kelime atlamak.
* Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
* Yazı yazmada zorluk.
* Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
* Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
* Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
* Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik; okunamayan el yazısı.

Disleksili çocukların çoğunda bu sorunların birkaçı olabilir, ancak bunlardan yalnızca bir tanesinin var olması bile çocuğun özel eğitim gereksinimi duymasına yeterlidir. Okul öncesi dönemde tanındığını bildiğimiz Disleksinin, yaş ilerledikçe geçtiği düşüncesi de artık kabul görmüyor. Bozukluk yetişkinlikte de sürüyor. Disleksililerin çoğu yetişkinliklerine kadar okumayı öğrenmiş oluyorlar, ancak yavaş okuyorlar, bozuk yazıyorlar ya da hesap makinesiz hesap yapamıyorlar. Disleksiyle ilgili yanlış kanıların en önemlilerinden biri de, bu bozukluğun zekâ düzeyi yüksek olanlarda görülemeyeceğidir. Oysa, disleksililer zekâ düzeyleri düşük olmadığı gibi, özel yetenekli de olabiliyorlar. Buna en önemli kanıt, disleksili olduğu bilinen Einstein,  Leonardo da Vinci, Auguste Rodin, Churcill ve Cher gibi bilim adamları ve sanatçılardır.

Günümüzde yapılan çalışmalarda, Disleksinin/Öğrenme Bozukluğunun tedavisinde ilaçların etkili olmadığı gösterilmiştir. Psiko-pedagojik terapi, özel eğitim teknikleri uygulanmazsa, Öğrenme Bozukluğunun kendiliğinden düzelmeyeceği de bildirilmektedir. Öğrenme Bozukluğu olan çocuk ve gençlerin eğitimi, normal sınıflardaki müfredat programıyla ya da evde alınan özel derslerle gerçekleşememektedir. Öğrenme bozukluğu olan vakalar, tanı ve değerlendirilmelerinden elde edilen bilgilerle oluşturulan özel eğitim programıyla ve psiko-pedagojik terapiyle öğrenebilmektedirler. Terapinin amacı, her bir çocuğun ihtiyacı doğrultusunda öğrenme deneyimleri sağlamaktır.  Tanı ve değerlendirmeden elde edilen bilgilerle oluşturulan  bireysel eğitim programları (BEP) uygulanır. Normal sınıfta kaynaştırma eğitimi +  destek eğitim en uygun yol olarak önerilmektedir.  Pek çok ülkede bu çocuklar için destekleyici hizmetler okul ortamında verilmektedir. Bu konuda eğitim almış terapistler ve özel eğitimciler sınıf öğretmeni ile birlikte  yardımcı olmaktadır.

Ülkemizde öğrenme güçlüğü çeken çocuk ve gençlerin hakları, MEB tarafından düzenlenen  özel eğitim yönetmeliği ile hakları korunmaktadır Bu vakaların özel eğitim uygulamaları açısından örneğin görme engellilerden hiçbir farkı olmamalıdır.  Okuma güçlüğü çeken bir öğrenciyi okuma sorunu olmayanla bir tutmak mümkün müdür?

Bu vakalar…

Sınav sorularını çabuk okuyamaz ve yanıtlayamazlar. İri punto ile basılmış metin, ek süre/ seçmeli soru şansı verilmelidir. Ya okuyucu desteği, ya da   yazma desteği sağlanmalıdır .

Matematikte çarpım tablosunu öğrenemedikleri için hesap makinesi kullanırlarsa ancak gerçek kapasitelerini gösterebilirler.

Yön, harita gibi mekan algısı,nota bilgisi gereken alanlarda sorunları çoğu zaman hayat boyu sürdüğü için bu tür sorulardan muaf tutulmaları gerekir.

Dikkatleri kolay dağılıp başkalarının dikkatini de dağıtma riski bulunduğundan uyaranın az olduğu sakin bir ortamda sınava alınmaları uygun olur.

Mesleğe yönelirken becerilerine uygun alanlara yönlendirilmeleri gerekir. Öğrenme güçlüğü olan pek çok ünlü arasında Leonardo da Vinci, Einstein, Churchill,Tom Cruise olması buna örnektir. Bu nedenle pek çok ülkenin en tanınmış üniversitelerinde öğrenme güçlüğü olanlar için özel kontenjan vardır.

Kaynaklar :

  1. Alexander AW, Slinger  AM (2004) Current status of treatment for dyslexia: Critical  review. Journal of Child Neurology, 19(10):744-758.
  2. Backer A, Neuhauser G (2003) Internalizing and externalizing syndrome in reading and writing disorders. Prax Kinderpsychol Kinderpsychiatr. 52:329-333.
  3. Bakker DJ (2006) Treatment of developmental dyslexia: A review. Pediatric Rehabilitation, 9(1):3-13.
  4. Bateman B (1992) Learning disabilities:The changing landscape. J Learn Dis.  25(1):29-36.
  5. Clark DB (1990) Dyslexia: Theory and Practice of Remedial Instruction. Second ed. Maryland:York Press, Inc.
  6. Faas LA (1976) Learning Disabilities. A Competency Based Approach. Boston: Houghton Mifflin Com.
  7. Farnham-Diggory S (1984) Learning Disabilities Fontana/Open Books Pub., Great Britain, Third edition.
  8. Gaddes, WH (1985) Learning Disabilities and Brain Function. A Neuropsychological Approach. Second ed. New York: Springer – Verlag.
  9. Korkmazlar Ü (1992) 6-11 yaş ilkokul çocuklarında özel öğrenme bozukluğu ve tanı yöntemleri. İ.Ü. Sağlık Bil. Ens. Yayınlanmamış doktora tezi.
  10. Korkmazlar-Oral Ü (1999) Özel Öğrenme Bozukluğu (Öğrenme Güçlükleri). Çocuk  Sağlığı ve Hastalıklarının Psikososyal Yönü içinde, Ed. A. Ekşi.Nobel Tıp Kitabevleri Ltd,Şti. İstanbul ,s.285-299.
  11. Korkmazlar Ü (2002)Özel Eğitime Gereksinimi Olan Ergenleri Mesleğe Yöneltme   IV. Spastik  Çocuklar Günleri Kongre Kitabı 1-2 Kasım 2002, İstanbul. 132-136.
  12. Korkmazlar Ü (2003)  Okul Öncesi Dönemde Öğrenme Sorunlarını Tanımak.Okul Öncesi Eğitim:  Sorunlar ve Çözümler Sempozyumu, Bildiri Metinleri, İstanbul:Özel  Okullar Derneği  Yayınları, 27-36.
  13. Lerner J (1993a) Learning Disabilities: Theories, diagnosis, teaching strategies. Sixth  ed. Boston: Houghton  Mifflin Com.
  14. Lerner JW (1993b) Educational Intervention and Therapy. Child and Adoles. Psychiatric Clinics of North Am.  2(2): 309-322.